Paris Rüzgarı: Küresel Ölçekte Kömürlü Termik Santrallerin Durumu


Fotoğraf: Bobby Nick

2015 yılında Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı (COP21) öncesinde küresel iklim değişikliği rüzgarı esmeye başladı. Küresel sıcaklık artışlarını 1,5°C derecede sınırlamayı hedefleyen Paris Anlaşması’nın 2016’da yürürlüğe girmesiyle birlikte devletler, yatırımcı ve finansörler tarafından kömürden vazgeçme rüzgarına dönüştü. 

Özel sektörden ilk sinyal, 2015 yılı aralık ayında Paris Konferansı’nın bir anlaşma çıkması kararı ile sona ermesinden hemen sonra, Avrupa kömür sektörü lobi grubu Euracoal’dan gelmişti. Türkiye’nin de üyesi olduğu Euracoal’ın Genel Sekreteri Brian Ricketts, üyelerine yaptığı bir açıklamada “Paris Anlaşması’nı zayıf temelli bir anlaşma olarak düşünmeyin. Bugünden itibaren fosil yakıtlar bir numaralı halk düşmanı olarak anılacak, kömür sektörü aktörlere de ‘köle taciri’ gözüyle bakılacak” demişti ve bu haber uluslararası gündemi epey meşgul etmişti.

Geçtiğimiz iki yıllık sürece baktığımızda Ricketts’ın sektörün geleceği için haklı endişelerinin gerçek sonuçlar doğurduğunu görebiliyoruz.

Kömürü yerin altında bırakabilmek için küresel enerji piyasasında U dönüş
2010-2016 yılları arasında kömürün küresel enerji kaynağı olarak popülerleşmesi söz konusuyken 2016 itibariyle bu tablo tam tersine dönmeye başladı. Global Coal Plant Tracker’ın (Küresel Kömür Santrali Takipçisi) yaptığı bir araştırmanın ‘End Coal’ web sitesinde yayımlanan sonuçlarına göre, kurulmak istenen kömürlü termik santral sayısı on yıllık eşi benzeri görülmemiş bir büyüme döneminden sonra 2016 yılında, aslen Çin ve Hindistan’ın değişen politikaları ve ekonomik koşullarına bağlı olarak, büyük bir düşüş gördü. Bu düşüş, inşaat öncesi planlama, inşaata başlama ve devam etmekte olan inşaat da dahil, kömürlü termik santral yapımının tüm aşamalarında yaşandı.

2017 Mart ayında yayımlanan küresel Yükseliş ve Düşüş 2017 raporunun 2016 yılı için bazı temel bulguları şöyle:


■ İnşaat öncesi faaliyetlerde %48, inşaatın başlamasında %62 ve devam etmekte olan inşaatlarda %19’luk düşüş yaşandı. Ocak 2016’da 1,090GW olan inşaat öncesi planlama aşamasındaki kömürlü termik santral kurulu gücü, Ocak 2017 itibarıyla 570GW’a düştü.

■ Çin ve Hindistan’da halihazırda, 100’den fazla proje şantiyesinde 68GW’lık santral inşaatı durdurulmuş durumda. Tüm dünyaya baktığımızda ise, artık inşaası durdurulmuş santral sayısının geçtiğimiz yıl yapımına başlanan santral sayısını geçtiğini görüyoruz.

■ Kömürlü termik santralleri, bugüne kadar görülmemiş bir hızda kapatılıyor; son iki yılda, başta Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nde olmak üzere,  64 GW kurulu güçte kömür santrali kapatıldı.


Ayrıca rapor, yeni kömürlü termik santral projelerinin devreye alınma hızındaki bu yavaşlamayla küresel ısınmayı endüstri çağı öncesi seviyelerin 2°C altında tutma olasılığının gerçekleştirilebilir olduğunu gösteriyor. Paris’te müzakeresi yapılan (sıcaklığı 2°C altında ve 1.5°C hedefleyen) uluslararası iklim anlaşmasının hâlâ mümkün olduğunu ancak mevcut kurulu gücün, özellikle tarihsel emisyon değerleri yüksek ülkelerde, daha hızlı bir şekilde kapatılması gerektiğini de ortaya koyuyor.

Yazar: Elif Gündüzyeli, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN-E)

Kömür Ucuz Değil!



Kömürün, yatırım maliyetlerine dahil edilmeyen yüksek sağlık, ekosistem ve iklim maliyetleri var. Aynı zamanda verilen teşviklerle kömür yatırımları kamunun sırtında ciddi bir yük. Nasıl mı? 
- Türkiye’deki mevcut termik santrallerin neden olduğu hava kirliliğinin her yıl 3,6 milyar Euro’yu bulan sağlık maliyeti olduğu hesaplanıyor.
- Kömür madenciliği nedeniyle hektarlarca tarım alanını kaybediyoruz.
- Termik santralin neden olduğu hava kirliliği nedeniyle santralin yakın çevresinde %70’lere varan tarımsal verim kayıpları yaşanıyor. Daha geniş etki alanında ise ancak %10-30 oranlarına iniyor.
- İklim değişikliğinde en büyük pay, fosil yakıt kaynaklı enerji tüketiminin. 
İklim değişikliği, hava kirliliği, tarımsal kayıplar gibi kömür yatırımlarına yansıtılmayan tüm maliyetler toplandığında Türkiye’de kömüre 2015 yılında 24 milyar ABD doları teşvik verildiği hesaplanıyor. 

Kömürden üretilen elektriğin fiyatı yüksek
2016 yılında ortalama elektrik fiyatı 140,6TL/MWh idi. Bakanlar Kurulu kararıyla 2017 yılı boyunca yerli kömür santrallerinin ürettiği elektriğin 18 milyar kWh’lik kısmına (ki 2016 yılında yerli kömür santrallerinin ürettiği elektriğin yarısına eşit) 185TL/MWh alım garantisi verildi.
Vergi muafiyeti ve SGK prim desteklerine rağmen, yerli kömür, çevre maliyetleri ve yerel muhalefet nedeniyle rağbet görmedi. Son hamle, kamu kurumlarının termik santral projelerini yatırımcı için hazır hale getirmesi. Bu yatırımın ilk örneği Ankara Nallıhan’daki Çayırhan B Santrali. Kamu idaresi, bu santralden üretilecek elektrik için 15 yıl boyunca 60,4USD/MWh ödeyecek.
Elektrik fiyatlarının önümüzdeki yıllarda 140 TL seviyelerinden daha da aşağıya inmesi bekleniyor. Aradaki fark, artarak vatandaş olarak bizlerin cebinden çıkacak.

Rüzgar ve güneş gibi yatırımlar pahalı değil mi?
Rüzgar ve güneşten elektrik üretmenin maliyeti her yıl düşüyor. Son 5 yılda güneşten elektrik üretmenin maliyeti %80 düştü. IRENA’ya (Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı) göre, 2015 yılındaki fiyatlara kıyasla, 2025 yılında;
- Solar fotovoltatik fiyatları %59 
- Açık deniz rüzgar fiyatları yüzde 35, 
- Karasal rüzgar fiyatları ise yüzde 25 
düşecek. 



Elektrik İhtiyacımızı Karşılamak için Kömüre Mecbur muyuz?



Elektrik ihtiyacını karşılamanın tek yolu elektriği üretmek değil!

En ucuz ve temiz enerji, tüketmediğimiz enerjidir. Türkiye’nin toplam enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyeli %27 oranında yani neredeyse tükettiğimiz enerjinin üçte birini israf ediyoruz. Konut ve ofislerimizde %29 oranında elektrik tasarruf potansiyelimiz var. 

Ülkemizde en çok elektrik tüketen sektörlere baktığımızda tablo daha ilgi çekici hale geliyor. En fazla elektrik tüketen sanayi kolları olan demir-çelik ve çimentoda tasarruf potansiyeli %20’den fazla, tekstilde ise %57.


WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Türkiye Yenilenebilir Gücü raporu için tıklayın

Dünya Bankası Enerji Verimliliği ve Tasarrufu Raporu için tıklayın

Greenpeace Enerji Devrimi Raporu için tıklayın




Kömür Bizi Dışa Bağımlılıktan Kurtarır mı?

Enerji dışa bağımlılığımızın nedeni, fosil yakıtlara bağımlılığımız. Fosil yakıtlar Türkiye’nin toplam birincil enerji tüketiminin %90’nı oluşturuyor. Ancak ülkemizin kendine ait fosil yakıt kaynakları kısıtlı ve enerji ihtiyacını karşılamak için toplam birincil enerji ihtiyacının %80'den fazlasını ithal etmesi gerekiyor.

“Enerjide dışa bağımlıyız” gerekçesiyle Kömür Yılı ilan edilen 2012’deki ithalatımıza baktığımızda en büyük kalemi enerji ürünleri oluşturuyor; toplam 60 milyar dolar. Toplam enerji ithalatımızın en büyük kalemini petrol ve petrol ürünleri oluşturuyor; 31,5 milyar dolar. 

Burada, petrolü elektrik üretmek için tüketmediğimizi hatırlatmak iyi olabilir. Doğal gaz ise enerji faturasının 23,2 milyar dolarlık kısmını oluşturuyor ve doğal gazın sadece yarısını elektrik üretmek için kullanıyoruz. Geri kalanı ev ve ofislerimizi ısıtmak için ve endüstriyel süreçlerde kullanılıyoruz. Dolayısıyla kömürlü termik santral yaparak enerjide dışa bağımlılıktan kurtulamayacağız. 

Diğer yandan ülkemizde termik santrallerde kullanılan kömürün büyük bir kısmı ithal ediliyor. 2013 yılından bu yana devreye alınan elektrik üretim tesislerine baktığımızda, ithal kömürlü termik santral kurulu gücünün neredeyse iki katına (%91 oranında artış) çıktığını, buna karşılık “yerli kaynak” olarak desteklenmeye çalışılan yerli kömür santral kurulu gücünün sadece %15 kadar arttığını görüyoruz. Gittikçe daha fazla ithal kömüre bağlı hale geliyoruz.

Tarım Alanları Kömür Yatırımlarına Açılan 7 Bölgemiz

Enerji Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı elektrik üretiminde kömürün payını artırmak için ülkemizdeki yerli kömür rezervlerinin kullanılmasına karar verdi. Bu bölgelerde çıkarılacak kömür, yine bu bölgelere kurulacak termik santrallerde yakılacak ve böylelikle elektrik üretilecek. 
Türkiye’deki rezervler, kalite olarak sıralamada en altta olan kömür çeşidi olan linyitten oluşuyor. Linyitlerin kalorisi düşük ve sülfür, nem ve kül oranı çok yüksek. Bu da kömürün kalitesiz ve kurulacak termik santrallerin verimsiz, çevreye verilen zararın yüksek olması anlamına geliyor.

Tarım alanları kömür yatırımlarına açılan 7 bölgemiz:

1.    Konya Karapınar

Karapınar’da 1950’lerde nüfus baskısı ve denetimsiz otlatma, iklime ve bölgenin ekolojisine uygun olmayan tarımsal etkinlikler çölleşme sorunu nedeniyle çölleşme sorunu ve tüm yerleşimin taşınması riski ile karşı karşıya kaldı. Bölgede rüzgâr erozyonu mücadelesi 1962 yılında o dönem faal olan Toprak Su Genel Müdürlüğü tarafından 160.000 dekarlık bir alanda yürütüldü. Çölleşme nedeni ile taşınma riski ile karşı karşıya kalmış bu yöre bugün önemli tarımsal ekonomi haline geldi.  Kurak iklime özgü bitki örtüsü nedeniyle iklim değişikliğinin kapımızı çaldığı şu dönemde gelecek için ihtiyacımız olan kuraklığa dayanıklı bir gen bankası.
Karapınar – Ereğli (Konya) ve Ayrancı’yı (Karaman) kapsayan bölgeye 6-10 arası kömürlü termik santral kurulması gündemde.

2.    Karaman Ovası



Karaman bisküvi kokan bir şehir. Süt, buğday ve elma üretimi ile büyük gıda fabrikaları için gözde bir yatırım alanı. 11 milyon dikili elma ağacı ile Türkiye’nin elma üretiminde söz sahibi bir şehir. Bugün Türkiye’nin en büyük ikinci elma üreticisi olan il, yakın zamanda liderliği kapabilir. Karaman, aynı zamanda Türkiye’nin güneş enerjisi potansiyeli en yüksek bölgelerinden.
Karapınar – Ereğli (Konya) ve Ayrancı’yı (Karaman) kapsayan bölgeye 6-10 arası kömürlü termik santral kurulması gündemde.

3.    Konya Ereğli


Ereğli, Türkiye’nin en fazla süt üretimi yapılan ilçelerinden. Tarımın tarihi Ereğli’de yazılmış desek abartmayız. Hititlerden günümüze ulaşmış tarım anıtını olan İvriz’de görmek mümkün. Torosların kar sularıyla beslenen İvriz Çayı`nın kaynağında, ki aynı zamanda Ereğli Ovası’nın da yaşam kaynağı olan suyun çıktığı yerde özellikle yapılmış kaya kabartmasında Kral Warpalavas, bir elinde bir demet buğday başağı bir elinde bir salkım üzüm olan Bereket Tanrısı’na şükranlarını sunuyor. Ereğli’den geçerken bozkırı terk edip Akdeniz iklimine yaklaştığınızı hissediyorsunuz.
Karapınar – Ereğli (Konya) ve Ayrancı’yı (Karaman) kapsayan bölgeye 6-10 arası kömürlü termik santral kurulması gündemde.

4.    Çukurova


"Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz'den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz'in üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır" sözleriyle betimler Çukurova’yı Yaşar Kemal. Mersin’den başlayıp İskenderun’a kadar uzanan Çukurova’nın tarımsal verimliliği dünyaca ünlü. Seyhan ve Ceyhan nehirleri oluşturduğu deltada pamuk tarımının başlamasıyla şöhreti artmış. Türkiye’de üretilen narenciyenin neredeyse yarısı buradan. Bereketli toprakları ile yöre tüm Türkiye’yi besliyor.
Bölgede işletmede 3 termik santral var, 17 tanesi de projelendirilmiş durumda.

5.    Trakya

Trakya deyince akla ilk gelen ayçiçeğidir. Balkanlardan Trakya’ya göçenler beraberinde getirmiş, Anadolu böyle tanımış. Şu an Türkiye’deki toplam üretiminin %80’ini Trakya’da yapılıyor. Bölgeyi oluşturan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ın başlıca geliri tarım.
Bölgenin tam ortası enerji üretim alanı ilan edildi, kömür ocağı ve termik santraller kurulması planlanıyor.

6.    Eskişehir Alpu

Alpu, İç Anadolu’nun sulanan ender ovalarından. Porsuk’un beslediği Alpu Ovası’nın da içinde olduğu III. agro-ekolojik bölge, Eskişehir’de üretilen tahılın, şeker pancarının, yoncanın, mısırın yarısından fazlasını üretiyor. Alpu İç Anadolu Bölgesi’nin zengin ovalarından biri. 454.460 dekar (45.446 hektar) tarım arazisi var.

Alpu’daki linyit rezervinin 6.000 MW’lık termik santralle değerlendirilmesi planlanıyor. Bu, bölgeye 10 tane kömürlü termik santralin kurulması demek. Türkiye’nin şu andaki linyit yakıtlı termik santral kurulu gücü 9.800 MW. Tüm Türkiye’deki yerli kömür kurulu gücünün %60’ının tek başına bu bölgeye kurulması değerlendiriliyor.

7.    Çanakkale

Çanakkale’de 22.000 çiftçinin geçimi toprağa ve suya bağlı. Çanakkale’nin verimli tarım alanları bizlerin de gıda güvencemizin teminatı. Türkiye’deki domates, biber, zeytin, şeftali üretiminde Çanakkale hep ilk 5’te. Kazdağlarının havası, suyu ile beslenen Biga Ovası ve Agonya Ovası’nın mahsulünde İda’nın tadı var.
Çanakkale’de işletmede zaten 3 kömür santrali var, 2 tanesi inşa halinde, 11 tanesi daha projelendirilmiş durumda.


Kömürün Tarıma 7 Zararı

1- Kömür madenciliği için hektarlarca tarım alanı kazılır, binlerce yılda oluşan verimli üst örtü yok olur.


Türkiye’de linyit madenciliği genellikle açık ocak işletme şeklinde olur, açık ocak kömür madenciliği için tarım yapılan üst toprak sıyrılıp başka bir arazi üzerinde depolanır. Tarımsal alanın gördüğü ilk tahribat bu şekilde olur.

Konya Karapınar, Ereğli ve Karaman Akçaşehir, Ayrancı'da planlanan kömür madeninin, 180.000 dekarlık bir arazide açık ocak işletme ile çıkarılması planlanıyor. Çıkacak hafriyatın miktarı 2 metre yükseklikte yığıldığında 70 km x 70 km'lik bir alanı kaplayacak.


2- Kömür madenciliği için yapılan susuzlaştırma bölgenin su sistemini bozar, tarım alanlarının susuz kalmasına neden olur.


Kömürün güvenli şekilde çıkartılması için sahanın susuzlaştırılması gerekir, aksi takdirde maden sahasını su basar. Sahanın susuzlaştırılması, o sahada var olan tüm suyun çekilip başka bir yere boşaltılması anlamına gelir. Var olan su döngüsü bozulur, suyun sahadan uzaklaştırılmasıyla sulu tarım yapma imkanı kalmaz. Örneğin; Konya-Karaman’daki kömür sahasının ilk etabı olan 3’te 1’i için yapılan susuzlaştırma hesaplarına göre yer altından çekilecek suyun miktarı o kadar fazla ki 57.300 dönüm arazide sulu tarım yapma imkanı kalmayacak. 

Susuzlaştırma ile çekilen su başka bir su kaynağına boşaltılır. Çıkan kimyası bozulmuş su, başka bir su kaynağının da yapısının bozulmasına neden olur.


3- Kömür çıkarılırken, kömürün su ve hava ile teması asit oluşturur. Asidik hale gelen su, ulaştığı diğer su kaynaklarını da kirletir.



Susuzlaştırma sırasında kömürle temas eden sular asidik hale gelir. Bu duruma asit maden drenajı kısaca AMD denir. AMD kükürt içeren kayaların hava ve suyla temas etmesiyle doğal olarak sülfürik asit oluşması prosesidir. AMD, asidik olmasının yanı sıra mangan, nikel, bakır, kurşun, çinko, civa gibi ağır metalleri de içerir. Kömür madenlerinden çıkan bu su civarda bulunan nehirlere ulaşır, içme suyu kaynaklarını kirletir ve yeraltı suyuna karışır. Bu suyun asidik olması yüzünden nehirlerde çökelti içinde birikmiş olan ağır metaller de çözünebilir. 

AMD’nin içerdiği birçok ağır metal gıda zincirinde biyoakümülasyon potansiyeline sahiptir. Asidik olan ve ağır metal içeren bu sular nehir vb ortamlardaki su ürünlerine zarar verir, genelde biyoçeşitliliği azaltır.

Sonuç olarak AMD, alıcı suların insani, endüstriyel veya tarımsal amaçlar için kullanılamaz hale gelmesine neden olur.


4-Termiklerden çıkan kül, meyve, sebzeleri kaplar, zehirler, kurutur.


Kömürlü termik santrallerin yaktığı kömürün hepsi enerjiye dönüşmez. Bir kısmı kül olarak katı halde, atık olarak kalır. Bu toz uçuşarak yaprak yüzeyinde biriktiğinde, tozlar güneş ışınlarını geri yansıttıkları için fotosentez olayını (fiziksel olarak) geriletir, tozlar yaprak yüzeyindeki solunum gözeneklerinin (stoma) kapakçıklarının çevresine yerleşerek onların çalışmasını önler, hava kuruduğunda kapanamayan kapakçıklardan terleme devam eder. Bitki yaprağı devamlı ve aşırı su kaybından (kuraklık etkisi) zarar görür veya kurur. 

Nemli veya ıslak durumda (sis-çiğ-kırağı ile) yaprak yüzeyine biriken tozlar yukarıda sayıları zararlara ek olarak kimyasal özellikleri ile de (asit etkisi gibi) yaprak yüzeyine zarar verir.


5- Termik santraller, sistemlerini soğutmak için çiftçinin sulama için kullandığı dere, göl, gölet, yer altı sularına ortak olur.


Termik santraller, sistemlerini soğutmak için büyük miktarda suya ihtiyaç duyar. Deniz kenarındaki santraller bu suyu denizden temin eder. Yerli kömür santralleri genelde iç kesimlerdedir, su ihtiyaçlarını yer altı suyunda, çevredeki göl ve derelerden karşılar. Çiftçinin sulama suyu olarak kullandığı suya ortak olur. Örneğin, Çanakkale Çan ve Yenice’de planlanan 3 santral (toplam 800MW), soğutma suyunun tamamlanması için saatte 800m3 su tüketecek. Karşılaştırma için, Türkiye’de kişi başına su tüketimi 0,2m3/gün (0,008m3/saat)


6- Termiklerden çıkan hava kirliliği asit yağmurlarına neden olur.


Termik santrallerin yaktığı kömürün kükürt içeriği yakma işlemiyle gaz hale geçer. Havanın nemi ile karşılaştığında asit yağmuruna dönüşür. Asit yağmurlarının orman örtüsüne verdiği zararın sadece canlı kütleye değil toprağa, su tutma kapasitesine ve erozyona neden olması dolaylı zarar çarpanının artmasına yol açar. 

Santral bacasından çıkan emisyonun bir çıktısı olan nitrik asit (HNO3) aynı zamanda ağır metalleri çözerek önce ağır metallerin toprağa geçmesine daha sonra bitki yoluyla insanlara geçmesine yol açar. 


7- Toprağın sağlığını bozar, üretimi de verimi de azaltır.


Asit yağmurları bitki örtüsünün yanmasına neden olur, ayrıca kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerini olumsuz yönde etkiler. Bitkilerin gelişiminde rol oynayan kalsiyum, magnezyum gibi elementlerin toprak profilinden çözülerek uzaklaşmasına yol açar. Aşırı yıkanma sonucu toprak bozulur ve tarımsal verim azalır.

Santral bacalarından çıkan CO2, NO ve SO2 içeren zehirli tozlar bitki yapraklarında yanıklara neden olur ve sonrasında yapraklar kuruyarak dökülür ve sonuçta ağaçlar kurur.

Termik santrallerden yayılma riski olan Pb, Cd, HG, As, Cr, Ni ve Sb gibi ağır metallerin topraklarda neden olacağı toksik etki tarımın tamamen yok olmasına neden olur veya bitki yetişse dahi canlılar tarafından tüketilemez hale gelebilir.

Ayrıca ağır metallerin birikimi yararlı toprak organizmalarının yok olmasına ve toprağın işlevsiz kalmasına yol açıyor. Ağır metaller topraktaki organizmaların oksijen ile solunum yapmasını engelleyerek topraktaki popülasyonunu sıfırlayabilir.

Kömür Sadece Bir Enerji Meselesi Midir?

Toprak ayrım yapmadan üretir, büyütür, yaşatır, korur. Bugün hem kendi coğrafyamızda hem de çevremizde yaşanan çatışma ve ihtilaflar toprağın üstüyle ve altıyla eşitsiz paylaşımından, kötü kullanımında kaynaklanıyor.

Türkiye’de toprağa nasıl davrandığımız konusunda sayılar gayet açık;

Son 10 yılda 2,8 milyon hektar tarım arazisini yani tarım arazilerimizin neredeyse %10’unu yapılaşmaya açarak üzerine sanayi tesisleri kurarak kaybettik. Yarım milyar hektar orman alanını enerji tesisleriyle, madencilik yatırımlarıyla yok ettik.

Yok ettik, bitti mi? Görünen o ki hayır! 2012 yılı ülkemizde kömür yılı ilan edildi. Gerekçe enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak.

Bunun için, Eskişehir’in Alpu Ovası’nın, Afyonkarahisar’ın Dinar Ovası’nın, Trakya’nın, Konya Kapalı Havzası’nın kömür ocaklarına dönüştürülmesi, her bir bölgede termik santraller kurulması planlanıyor.

Böylelikle enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak amaçlanıyor. Peki mesele bu kadar basit mi?

Somut bir örnek olarak Konya ve Karaman’ı ele alırsak meselesinin sadece enerji üretme meselesi olmadığını, elden gidenin sadece bir arazi parçası olmadığını açıkça görürüz;

Biliyorsunuz tarım Konya’da başladı. İnsanlık buğdayı 8500 yıl önce Çatalhöyük’te ehlileştirdi, aynı topraklar o günden bugüne Türkiye’nin buğday ambarı. Şimdi ise buğday ambarımızın kömür ocağına dönüştürülesi isteniyor. Burada söz konusu enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmanın çok ötesinde; doğal varlıklarımıza geri dönüşülmez zararların verilecek olması. 

Toprak hakkı

Bu bölgede kömür madenleri kurulduğunda; 
- 18.000 hektar tarım ve mera alanının yok olması,
- Alandan çıkacak 11 milyar metreküplük hafriyatın başka bir tarım alanı (2 metre yükseklik 70 km x 70 km bir alan) üzerine dökülmesiyle hektarlarca başka tarım alanlarının yok edilmesi,
- Bu topraklarda üretim yapan, geçimlerini tarımsal üretimle sağlayan 5000’den fazla insanın elinden topraklarının alınmasından, bu insanların yerinden olması, geçim kaynağını kaybetmesi tehlikesi meydana gelecek.

Kömür madeni ile yok olacak toprakların yanında bir de kurulacak termik santrallerle geniş bir alanda verim kaybı yaşanacak, tarımsal üretim zarar görecek.

Sayılar ortada, Konya Kapalı Havzası içinde havzayı oluşturan Konya, Karaman, Aksaray ve Niğde nüfuslarının neredeyse yarısı tarımsal üretime doğrudan veya dolaylı olarak bağımlı.

Su hakkı

Konya Kapalı Havzası’nın en kritik su kaynağı yer altı suyu ve bu en büyük su kaynağı, hem tarım hem de içme suyu olarak kullanılıyor. Havzanın suyu, dört ilin ihtiyacını karşılıyor. Havzanın hali hazırda zaten su kullanımına dair ciddi problemleri var.

Kömür madenciliği tarafından baktığımızda sorun daha da büyüyor;

Havzadaki kömüre ulaşmak için sahanın susuzlaştırılması gerekiyor, yani yer altı suyunun boşaltılması gerekiyor ki kömür “güvenli” şekilde çıkarılabilsin. Susuzlaştırmanın havzaya etkisinin ne olacağı ile ilgili yapılan bir çalışma yok, bu kadar büyük bir müdahale sadece Konya-Karaman civarı ile de sınırlı kalmayabilir, tüm havzanın su dengesini alt üst edebilir.
Konya-Karaman’daki kömür madeni için Bakanlık ÇED olumlu kararı vermişti. Buna göre susuzlaştırma için suyun miktarı o kadar fazla ki çok geniş bir alanda sulu tarım yapma imkanı kalmayacağı hesaplanıyordu. Diğer yandan TEMA’nın ve yöreden vatandaşların açtığı dava için mahkeme tarafından görevlendirilen bilim insanları (bilirkişi heyeti) susuzlaştırma için önerilen uygulamaların bilimsellik ile bağdaşmadığını açıkça ortaya koydu. Mahkeme bu ve diğer görüşlere istinaden ÇED olumlu kararını iptal etti.

Şu an proje durdu ama bölgeyi kömür havzasına dönüştürme planı henüz idarenin, bakanlıkların gündeminden düşmüş değil. Eğer bu davalar açılmasaydı alanın kömür madenine dönüşmesi için madenci firma toprağa kazmayı vurmuş, sahanın susuzlaştırılmasına başlamıştı.

Gıda hakkı

Kömür aynı zamanda gıda hakkı ve gıda egemenliği meselesidir. Kömür yılının ilanıyla başta Konya Kapalı Havzası olmak üzere en başta da saydığımız gibi Alpu, Dinar, Trakya gibi ülkenin tarım havzaları yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Sadece Konya ve Karaman’daki tarım arazileri, Türkiye’deki tarım arazilerin %10’ununu kapsıyor ve Türkiye’nin tarım potansiyeli en yüksek bölgelerinden biri olarak nitelendiriliyor[1]. Diğer yandan Türkiye’de 2020 yılında 5 milyon nüfus artışı olacağı tahmin ediliyor. Eklenen nüfus için sadece tahıl üretiminin 1 milyon ton artması gerekiyor ki yaklaşık 400.000 hektar tarım alanına daha ihtiyaç duyulacağı anlamına geliyor.

Sözün özü şu; kömür meselesini sadece bir enerji meselesi olarak göremeyiz, yalnızca kamulaştırma ve işgal hukuku bağlamında ele alıp değerlendiremeyiz, kömür aynı zamanda bir su hakkı meselesi, bir toprak hakkı, doyma hakkı meselesi olarak da görülmeli, değerlendirilmeli ve tartışılmalı.

[1] Mevlana Kalkınma Ajansı (MEVKA) 2023 Vizyon Raporu